

Siparişlerinizin Kargo & Teslimat Süreci
Sitemizden verdiğiniz siparişler size en kısa sürede ulaştırılır. Siparişiniz kargoya verildikten sonra size e-posta veya SMS yoluyla bilgi verilir.
Siparişinizin durumunu takip etmek için size verilen kargo takip numarasını kullanabilirsiniz.
Siparişlerinizin teslim süresi, seçtiğiniz ürünün stok durumuna ve bulunduğunuz bölgeye göre değişiklik gösterebilir.
Genel olarak, siparişinizin kargoya verilmesi 1-3 iş günü, teslimat süresi ise 2-5 iş günü sürer.
Resmi tatil ve bayram günlerinde teslimat yapılmamaktadır.

Zeynep Tınaz –
Adnan Arduman’ın Daha Dün Gibi romanı, günümüz insanının bitmeyen kafa karışıklıklarını, değişime karşı direncini ve en cesur maceraperestlerin bile terk edemediği kadim insanlık hallerini futuristik bir anlatıda ustalıkla sorguluyor. Yazar, 1960’lardan beri tartışılan, “ölümden önce bedeni dondurmak ve gelecekte tekrar hayata dönmek” fikrini merkeze alarak, ve de diğer gezegenlere de seyahat ederek hem psikolojik hem felsefi katmanları olan kurgusal bir hikaye yaratmış.
Romanın kahramanı Can’ın yüzyıllar sonra uyanışı, ilk bakışta bir bilimkurgu klasiği gibi görünüyor. Ne var ki Arduman, bu temayı klişelere düşmeden, okura “gerçek olabilirmiş gibi” hissettiren bir sadelikte anlatıyor. Zaman değişmiş, sokaklar tanınmaz hale gelmiş, binalar başka bir çağa aitmiş gibi duruyor. Fakat insan ilişkileri, onları zedeleyen kiskanclik, güvensizlik, sadakatsizlik, yalnızlık ve bencillik neredeyse hiç değişmemiş. Teknolojik ilerleme, insanın ruhundaki eksiklikleri gideremiyor.
Romanın diyalogları yalnızca hikâyeyi ileri taşıyan konuşmalar değil, aynı zamanda felsefi ve psikolojik sorgulamalar barındırıyor. “Ölümsüzlük istemek bencillik mi, yoksa yeni bir hapis mi?” sorusu, satır aralarında tekrar tekrar yankılanıyor. Bu sorgulamalar, kitabın düşünsel zenginliğini artırıyor ve okuyucuyu kendi değer yargılarıyla yüzleşmeye davet ediyor. Söyleşiler klasikleşmiş müziklerin lirikleriyle bütünleşerek zenginleşiyor.
Arduman’ın anlatım dili, sade ama etkili. Olay örgüsü merak uyandırıyor, sayfaları hızla çeviriyorsunuz. Yine de her bölümde bir durup düşünme, hatta biraz rahatsız olma hissi kalıyor içinizde. Anlatılan hikâye, “başka bir dünyada yeniden başlama” hayalini pek cok soruyla sınavın içine yerleştiriyor. Sevdiklerini bir cirpida unutmak mümkün mu yoksa onların anılari sonsuza kadar insani hapis mi tutuyor. Ya da bu dünyada bizi gölge gibi takip eden kötüler baska dünyada yakamızı bırakacaklar mi?
Sonuç olarak Daha Dün Gibi, bilimkurgu süsüyle bezenmiş ama özünde son derece derin, insanın kendi kalıplarından kurtulamayışını ince bir hüzünle anlatan bir eser. Kitabı bitirdiğinizde, belki de en çok şu soruya takılıyorsunuz: “Gerçekten başka bir zamana uyanmak ister miydim?”
Murat Bilgiç –
Açıkçası bilimkurgu deyince aklıma hep karmaşık teknolojiler, abartılı gelecek tasvirleri gelirdi ama bu kitap çok başka bir yerde duruyor.
Hikaye her ne kadar gelecek bir zamanda geçse de, aslında tamamen insana dair. Kaçmaya çalıştığınız ne varsa – geçmiş, duygular, korkular – bir şekilde peşinizden geliyor. Başka bir gezegene gitseniz bile o yüklerden kurtulamıyorsunuz. Kitap bir anlamda şunu fısıldıyor: Kaçış yok; tek yol yüzleşmek.
Beni en çok etkileyen şey, bu yüzleşmeyi böylesine sade ama güçlü bir şekilde anlatması oldu. Hikaye akıyor, bir yerde takılmıyor ve siz de karakterle birlikte hem kaçmaya hem de kaçtığınız şeylerle yüzleşmeye zorlanıyorsunuz.
Zekice serpiştirilmiş espriler, zarif detaylar ve derin bir duygusallık var satır aralarında. O duygusallık ne fazla ne eksik – tam kıvamında ve bir şekilde sizi yakalıyor.
Müzikle ilgili detaylar da hikayeye ayrı bir renk katıyor.
Finali ise oldukça keskin ve sarsıcı bir noktada geliyor. Ama sonrası tamamen size kalıyor: belki gülümseyeceksiniz, belki yoğun duygularla dolup taşacaksınız.
Yavuz İrtem –
İlk kısa öykülerini okuyaraktan yazarlık tarafıyla da tanıştığım Adnan Arduman’ın “Komşudaki Hamam Böcekleri” kitabını okuduğumda ne kadar da nefis zengin içerikli bir roman yazmış diye hayran kalmıştım. O bildiğimiz eşşiz donanımlı Adnan Arduman’ın her türlü konudaki zenginliği bilgi bombardımanı vardı o kitapta ve ortaya da nefis bir roman çıkmıştı, merakla sonuna kadar tek solukta okumuştum.
Şimdi ise Adnan Arduman tamamen bambaşka bir boyuta geçmiş, değme bir edebiyatçı olaraktan nefis bir kurguyla inanılmaz kıymetli bir roman yaratmış ve bunu ne kadar zamandır kitap yazmaya başladığını bilmesen herhalde çok uzun yıllardır edebiyat ödülleri almış birinin elinden çıkmış diye rahatça düşünebilirim.
Bu nefis kurguda her türlü detay, en başta engin müzik bilgisinin de yarattığı nefis oyunlarla yer alıyor, okurken nereden nereye geldiğinize şaşıyorsunuz bu deneyimler arasında. Hasta bir insanın son günlerindeki ruh hali, dondurulması, üzerinden 170 yıl öteye gitmesi, oradan da durmayıp galaksiler ötesi ışınlanmaya kadar giden, devamını hayal bile edemeyeceğiniz hiç eksiksiz bir kurgu yine Adnan Arduman tarafından nefis işlenmiş durumda..
Ama bu güzel kurguda asıl görüyoruz ki insan 170 yıl öteye de gitse, Galaksi ötesine geçse de ilk baştaki sıkıntılarından hiçbir zaman kurtulamıyor ve bunlar onu yine için için yemeye devam ediyor. Kurgunun bazı yerlerinde yazar bizi bir Hitchcock marifetiyle şimdi şu olacağı hissettiriyor, siz tabii engel olamıyorsunuz ama bu müthiş kurgu içerisinde arka planda hiç fark etmediğiniz bir insanın ne olursa olsun içerisindeki sorunları tam olarak çözemeden yüzyıllar geçse, teknoloji ne olursa olsun kendi gerçeğinden kurtulamayacağının çarpıcı bir şekilde en sonunda suratınıza vurulması.
Benim gibi bilişim dünyasından gelip aslında bilim kurgu sevmeyen bir insan için bu kadar dozunda yazılmış, o nefis kurgu arkasına ustalıkla gizlenmiş bir kitap kesinlikle beklemiyordum, çok etkilendim, şiddetle tavsiye ederim.
Ecmel Ayral (doğrulanmış kullanıcı) –
Daha Dün Gibi: Bir İlim Kurgu Romanı
Yok yanlış yazmadım, B’yi unutmuş değilim merak etmeyin. Yeni bir edebiyat türü mü çıkardın başımıza diyeceksiniz şimdi. Cevabı: Valla ben yapmadım, Adnan Arduman yaptı. Anlatayım.
Sevgili Dostum Adnan’ın ikinci kitabı olan Daha Dün Gibi, maceralı bir yolculuktan sonra elime geçti ve Cumartesi sabah başlayıp Pazar akşama kadar uzayan fasılalı bir okuma seansıyla bitirdim. Romanın konusunu ilk duyduğumda pek de meraklısı olmadığım Bilim Kurgu türünde olduğunu sandım ve kendi kendime Adnan’ın neden böyle bir seçim yaptığını sordum. Evet teknoloji meraklısı, alet edevatla oynamayı seven bir adamdı ama asıl tutkusu sanat ve müzik olan, dile, insana, topluma sorgulayarak bakan biriydi de aynı zamanda.Neyse, kitabı okuyunca anladım ne yaptığını. Bilim Kurgu değil İlim Kurgu diye bir tür uydurmamın sebebi de bu. Bilimin sıkıcı, soğuk çekirdeğine ruh üfleyen onu insan hikayelerinin nesnesi haline getiren bilimden ziyade “ilim” temelli bir roman türü diyeyim kısaca.
Okuyucuyu neredeyse 300 yıllık bir seyahata çıkarıyor kitap, fakat burada gelecekteki yaşam şartları (onlar da şaşırtıyor ve güldürüyor) sadece bir sahne olarak kullanılıyor, öne çıkan asıl aktörler ise insan ve toplum. Değişimin değişmeyen tek şey olduğuna iman ediyoruz ama galiba asıl değişmeyen şeyler insanlar ve toplumlar. Kaotik gözüken bir akışın arkasına saklanmış paternleri ustaca ve hınzır br mizahla gösteriyor bize yazar.
Kitapta beni çarpan şeylerden biri de öyküdeki sevimsiz bir kahramanla ilgili, okuyunca “yahu herkesin hayatında var bunlardan en az bir tane” dedim gülerek ama sonra, bayağı sonra, birden uyandım; yoksa o herif aslında ben miydim? Kısa keseyim, romanı ben anlatmayayım. Herkes okuyup, ters köşelere düşüp, kendi hikayesini kursun.
Tülay Oğuzveren –
Yazarımız sayesinde, 2191 yılından henüz yeni gelmişken bolca empati yaptığım eser hakkında hislerimi ve düşüncelerimi paylaşayım dedim.
Baş karakterimiz bir yazar. 2022 yılında tam 42 yaşındayken tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanır. O zamanlar henüz gündemde yeni olan dondurulma ve 2191 yılında tekrar uyandırılma işlemi için eşinden ve çevresinden tepki alsa da başvurur. Zaten yakın zamanda ölecektir, hiç uyanmamaktansa, bir gün uyanma ihtimali elbette cazip gelir. Ve uyandığında bıraktığı dünya artık yoktur. Bir sürü bilmediği terim ve yaşama şekli ile karşı karşıya kalır
Sanki ölmeden önce bedenimi ben dondurdum ve geleceğe ışınlandım. Farklı yaşam merkezleri, konuşan kanepe ve eşyalar, insandan farksız robotlar, her şey hayal bile edilemeyecek bir teknolojide. Uyanan kişinin duyguları, geçmişle hesaplaşması, pişmanlıkları, kıskançlık ve sahiplenme duygusu ve 2022 yılında ardında bıraktıklarına merakı eski günlerdeki haliyle yani aynı… İşte asıl konu da bu!
Samimi diyalogları okurken aynı zamanda ben de kendimi sorguladım. Her ne kadar bilim kurgu tadında olsa da bence psikolojik bir kitap ve sanki devamı da var gibi.
Her zaman, editörlüğünü yaptığı ve kendi yazdığı her eseri okurum dediğim Emre Kalcı yine beni şaşırtmadı.
Nejat Aytekin –
Sevgili Adnan’ın ilk romanı Komşudaki Hamam Böcekleri’nden sonraki ikinci romanı Daha Dün Gibi’yi de büyük bir keyifle okudum. Öykü su gibi akıyor; okunması kolay, konusu çok ilginç. Kitap, ilk satırından itibaren sizi içine çekiyor ve roman kahramanı Can’la farkına varmadan özdeşleşiyor, bir zaman yolculuğunun içine yuvarlanıyorsunuz.
Hikâye bilimkurgu tadında ama aslında her daim güncel bir konu üzerine kurgulanmış: İnsan ve içindeki kapanmaz yalnızlık duygusu. Yer, zaman ve kişiler değişirse aradığımızı bulur muyuz acaba? Kaderimiz değişir mi, içimizdeki boşluk kapanır mı? Geçmişten uzaklaşabilir, yeni bir sayfa açabilir miyiz? Gelecekteki modern dünya sorunların çözümü müdür..?
Bu ve daha birçok sorunun cevabını; müzik bilgisi rafine, Türkçesi güçlü, eğitimi sağlam ve son derece samimi bir yazarın kaleminden okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.